FERİDUN DİNGEÇ

25.12.2018
292

Yılbaşı

 

Çocukluk günlerimizde her 31 Aralık’ı, 1 Ocak’a bağlayan gece, artık sakalları beyazlamış, hükmünü kaybetmiş yaşlı yılın yerine, doğan bir bebek ile tasvir edilen yeni yılın gelişini büyük bir heyecanla bekler, sadece Hristiyanlar'ın hayal dünyasını süsleyen Noel Baba'nın bizim evimizin bacasından hiç atmadığı, oyuncaklardan dolayı mutsuz olur, okulda çok bilmiş öğretmenlerimizin, bizi yılbaşına özendirerek, dolma kalem, silgi, toka vb şeyleri babalarımıza zorla satın aldırır, kura çekimi ile belirlenen sınıf arkadaşlarımıza hediye ederdik.

Peki yılbaşı neydi ve nasıl doğmuştu?
Aslına bakarsanız konu ezber bozduğundan çok keyifli değil ama yeni yetişen Türk gençlerinin bu mesele hakkında, çok az haberdar olduklarını düşünerek, sadece eğlence olsun diye yılbaşı kutlamaları yaparken, gerçekleri bilmeleri gerektiğini düşündüm.

Ünlü Roma İmparatoru Jul Sezar, M.Ö 46 yılında Mısırlı Müneccim Sosigenes’i Roma’ya çağırıp ona bir takvim yapmasını emreder. Sosigenes aylarca uğraşır ve dünyanın hem kendi ekseni etrafında, hem de güneşin etrafında dönme hızını baz alan bir takvim ortaya çıkarır.

İsmine Jul Sezar’dan esinlenerek Julliyen takvimi adı verilen, güneş takvimi 16 asır boyunca Avrupalı Hristiyanlar tarafından kullanılır. 1580’li yılllara gelindiğinde Vatikan Papası XIII. Gregori, Julliyen takviminin tıpkı bir saatin geri kalması gibi, her dokuz asırda, yedi gün geri kaldığını iddia ederek “Kalabrialı Lilio” isimli papazdan yeni bir güneş takvim yapmasını ister.

Lilio iki yıl süren uzun bir çalışma ile yeni güneş takvimini hazırlar. Papa Gregori 4 Ekim 1582 yılında büyük bir dini törenle, yeni takvimi Hristiyan dünyasının hizmetine sunarken, mutlulukla gülümser ve şöyle der:
“16. asırda yaşadığımıza göre Jullien takvimi 10 gün geri kalmış demektir”

Papalık 4 Ekim olan o günü, 14 Ekim olarak kabul eder. Katolik Hristiyanlar bu yeni duruma tereddütsüz inanır. Protestanlar uzun süre direnirler. İngiltere ve İsveç 1752’lere kadar dirensede bu takvimi kabul etmek zorunda kalır. Rusya Komünist devrimden sonra kabul eder. Ortodoks Yunanlılar ise hiç kabul etmez. Osmanlılar, 1840 yılında, takvim başlanğıcını Peygamber Efendimiz'in hicreti olarak kabul edip, ay takviminden Güneş takvimine geçer ve yeni takvimin adına Rûmi takvim derlerken, zaman meselesinde Jullien takvimini esas alırlar.

Papa Grogory’nin ileri alınmış takvimine itibar göstermezler. Türkiye’de Grogoryen takvimine geçiş Cumhuriyet ile birlikte olur. Güneş takviminin kısa tarihi böyle. Ancak günümüzde yılbaşının hangi gün olduğu karışıklığı sürüyor. Katolik ve Protestanlar 31 Aralık günü yeni yılı karşılarken, Ortodokslar ocak ayının yedisinde yeni yıla girmektedirler.

Tabii kendimize şu soruyu sormamız lazım:

İslam ile şereflenen biz Müslüman Türkler, iki Hristiyan mezhebine göre bile farklılık gösteren yılbaşını hangi kutsiyete dayandırarak kutluyoruz?