GÜLTEKİN GÜLLÜ

02.05.2019
859

Böyle Kullara

Vaktiyle Bursa’da bir Müslüman, eski adı “Yahudilik Yolağzı”, bugünkü adı “Arap Şükrü” olan semtte bir çeşme yaptırmış ve çeşmeye: “Her kula helâl, Müslüman’a haram!” diye bir de kitabe yazdırmış: Bursa başkent, tabii şehir karışmış, bu nasıl fitnedir diye...

Gitmişler kadıya şikâyete, adam yakalanıp yaka-paça huzura getirilmiş. “Bu nasıl fitnedir, dini İslâm, ahalisi Müslüman olan koca devlette sen kalk, hayrattır, sebildir diye çeşme yap, ama suyunu Müslüman’a yasakla! Olacak iş midir, nedir sebebi, aklını mı yitirdin?” diye çıkışmışlar adama.

Adam:  “Müsaade buyurun, sebebi vardır, lâkin ispat ister, delil şarttır…” dedikçe kadı kızmış: “Ne delili, ne ispatı? Sen fitne çıkardın, Müslüman ahalinin huzurunu kaçırdın, katlin vaciptir!” demiş. Demiş ama bir yandan da merak edermiş: “Nedir gerekçen?” diye sormuş. Adam: “Bir tek Sultan’a derim…” diye cevap verince, ortalık yine karışmış. Söz Sultan’a gitmiş, adam yaka paça saraya götürülmüş. Padişah da sinirlenmiş ama diğer yandan o da meraklanırmış: “De bakalım ne diyeceksen. Bu nasıl iştir ki, hem çeşmeyi yaparsın, hem de her kula helâl, Müslüman’a haram yazarsın?” Adam, başı önünde konuşur: “Delilim vardır, lâkin ispat ister.”  Padişah: “Ya dediğin gibi sağlam değilse delilin?” Adam: “O zaman boynum, hükme kıldan incedir Sultanım…” demiş.

İspat için adam: “Sultanım, herhangi bir havradan rastgele bir hahamı izahsız yaka-paça tutuklayın, bir hafta tutun. Bakın neler olacak…” Dediği yapılmış adamın. Bütün azınlıklar bir olmuş, başlarında Museviler, “Ne oluyor, bu ne zulüm? Bizim din adamımıza biz kefiliz, ne gerekirse söyleyin yapalım, o masumdur, gerekirse kefalet ödeyelim…” Çevre ülkelerden bile elçiler gelmiş, elçiler mektup üstüne mektup getirmiş. Bir hafta dolunca, adam: “Sultanım, artık bırakmak zamanıdır” demiş. Haham bırakılmış, azınlıklar mutlu, bu sefer Sultan’a teşekkürler, şükranlar...

Adam: “Aynı işi herhangi bir kilisede herhangi bir papaz için yaptırınız Sultanım” demiş. Aynı şekilde bir papaz, pazar ayininden derdest edilip yaka-paça alınmış. Musevi halkın gösterdiği aynı tepkiler, Hristiyan halk da göstermiş. Haftası dolunca da papaz serbest bırakılmış. Hristiyanlarda, mutluluk ve sevinç gösterileri daha bir fazlalaşmış, teşekkürler, şükranlar… Din adamlarına kavuşmanın mutluluğuyla daha bir sıkı sarılmışlar birbirlerine…

Sultan: “Bitti mi?” demiş adama.  Adam: “Sultanım son bir iş kaldı, sonra hüküm zamanıdır.” demiş. “Şimdi nedir isteğin?” “Efendim, payitahtımız Bursa’nın en sevilen, âlimini alınız minberinden…” Adamın dediğini yapmışlar, Ulu Cami imamını Cuma hutbesinin ortasında almışlar, yaka-paça götürmüşler.  Bir Allah’ın kulu çıkıp da, “ne oluyor, siz ne yapıyorsunuz? Hiç olmazsa vaazı bitene kadar bekleseydiniz.” gibi tek bir kelâm etmemiş. İmamın peşinden giden, arayan, soran olmamış. Geçmiş bir hafta, “Nerde imam?” diye gelen-giden yok! Halk hâlinden memnun, başlamış bir dedikodu, o geçen hafta tutuklanan koca âlim için: Birisi: “Biz de onu adam bilmiş, hoca bellemiştik… Bir diğeri: “Kim bilir ne suç etti de tevkif edildi!” Başkası: “Vah vah! Acırım arkasında kıldığım namazlara…” Bir başkası: “Sorma, sorma…” 

Padişah, kadı ve adam izliyorlarmış olup-bitenleri. Sonunda Padişah çeşmeyi yaptırana sormuş: “Eee, ne olacak şimdi?” Adam: “İmamı bırakma zamanıdır. Bir de özür dileyip helâllik almak lâzımdır hocadan.” “Haklısın.” demiş padişah, denilenin yapılması için emir buyurmuş ve adama dönmüş. Adam başı önünde konuşmuş: “Ey büyük Sultanım, siz irade buyurunuz lütfen, böyle Müslümanlara su helâl edilir mi?” Sultan acı acı tebessüm etmiş: “Böyle Müslümanlara hava bile haram, hava bile haram, hava bile!” demiş.

“Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az.” Maalesef günümüzde de Müslümanların birbirlerine sahip çıkmayışını her yerde görüyor ve şahit oluyoruz. Hatta sahip çıkmamaktan daha kötüsü, birbirleriyle uğraşıp duruyorlar. Birbirlerinin kuyusunu kazmakla meşguller. Özellikle dedikodu, gıybet ve fitnenin yaygın olduğu ortamlarda başka düşmana ne hacet, Müslüman Müslüman’a yetiyor. Kendini ispatlamış, işinin ehli, liyakat sahibi, haramı-helali bilen, adalet üzere hareket ederek ve işinin hakkını vererek çok çalışan dava adamları var. Bu dava erleri birilerinin işine gelmediği, hesabına uymadığı zaman zübük siyaseti yapanların kurguladığı kulislerde çok kolayca harcanıveriyorlar. Müslüman toplum ise tarihte Ulucami imamına yapılan davranışların benzerini, günümüzde de sergilenmeye devam ediyor. Sahip çıkması gerekenler, maalesef sahip çıkılması gerekenlere sahip çıkmıyorlar. Böyle bir durumda ne denir? Diyenler, demiş zaten ama ben de diyorum ki: vatana, millete, devlete, bayrağa, hakka, hakikate, adalete, doğruya, dava adamına, görev ehline ve mazluma sahip çıkmayan korkak, pısırık, feraset yoksunu ve zulme sessiz kalan böyle Müslümanları Allah ıslah eylesin. Eğer ıslah olmaları mümkün değilse, böyle kullara hava, su, toprak ve hatta her şey haram olsun.