GÜLTEKİN GÜLLÜ

24.02.2019
553

Bu Yazıyı Cumhurbaşkanı Okusun

Bütün insanların doğuştan gelen eşit beş temel hakkı vardır. Bunlar:
1-Yaşama hakkı,
2-Irz-namus hakkı,
3-Aklın korunması hakkı,
4-Mülkiyet hakkı,
5-İnanç hakkı.

Devleti yönetenlerin, iktidar sahiplerinin en temel görevlerinden birisi, vatandaşlarının doğuştan gelen bu haklarını korumaktır. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesini okuduğunuz zaman uzun uzun güzel cümlelerle insan hakları anlatılır. Ancak insanların doğuştan gelen temel haklarını yok eden uygulamalardan hiç bahsedilmez. Gerçek manada insan hakları evrensel beyannamesinin ne olması gerektiğini anlamak için, mevcut insan hakları beyannamesi ile eş zamanlı olarak Peygamberimiz'in Veda Hutbesi'ni iyi okumak gerekir.

Geçmişte, tarihe adanmış konuşmalarla ilgili bir dönem araştırma yapmıştım. Bu alanda yapılmış olan konuşmalar, yazılmış olan kitaplar ve çalışmalar incelenebilir. Tarihe adanmış en mükemmel, en önemli ve en büyük konuşmanın hangi konuşma olduğu üzerinde düşünüldüğünde, Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (sav) Veda Hutbesinde yaptığı konuşmanın, hiç bir konuşmayla kıyaslanamayacak ölçüde, tam bir şaheser ve gerçek anlamda tam bir insan hakları evrensel beyannamesi niteliğinde olduğu görülecektir. Çünkü Peygamberimiz, bugün bile Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde olmayıp da Veda Hutbesi'nde bulunan, insanların temel haklarının nasıl korunacağını o konuşmasında çok güzel ifade etmiştir.

Peygamberimiz Veda Hutbesinde; bütün insanların kanlarının, canlarının, yaşama haklarının, mallarının, namuslarının, haysiyet ve şereflerinin, vücutlarının Rableriyle buluşacağı güne kadar saygıya, korunmaya layık ve dokunulmaz olduğunu söylemiştir. Özellikle Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde olmayıp da Veda Hutbesinde belirtilen, insanların mallarının korunması için ekonominin en büyük mikrobu faizin yasaklanmış olması çok dikkat çekicidir. Yine özellikle bütün insanlar arasında her türlü ayrımcılık yasaklanmış, tek üstünlüğün takvada, Allah’a olan yakınlıkta olduğu belirtilmiştir. Yaşama hakkının korunması için cahiliye döneminde var olan kan davasının, kıyamete kadar yasaklanması çok önemli evrensel gerçeklerdir. Yine Peygamberimiz Veda Hutbesinde; “Rabbiniz birdir, babanız birdir, İslam'da insanlar eşittir, hepiniz Âdem’in çocuklarısınız.” diyerek, İnsanlar arasında her türlü ayrımcılık ve ırkçılığı yasaklamıştır. Ayrıca “Size, sımsıkı sarıldığınız sürece asla hak yoldan uzaklaşmayacağınız apaçık dinî, ilmî, idari, siyasi kuralları içeren Allah'ın kitabı Kur’an’ı ve Resulünün sünnetini bıraktım.” diyerek,  bize çok kıymetli iki emanet bırakmıştır.

Kur’an ve sünnette de insanlara doğuştan verilen haklar; can, nesil, mal, akıl ve dinin korunmasıyla ilgili emir ve yasaklar sık sık vurgulanmıştır. Can emniyetiyle ilgili; İslam hayat dinidir. Cana kıymak, intihar, kan davası, kürtaj gibi doğrudan cana kastedilen fiiller yasaklanmış ve haramdır. Nesil emniyetiyle ilgili; Kur’an, neslin korunması için zinayı suç sayar. Neslin korunması için inançsızlık, cehalet, genelevler, her türlü zina ve fuhuş yasaklanmıştır. Mal emniyetiyle ilgili; en başta faiz, rant, çalmak, gasp, yağma, rüşvet, kumar, dolandırıcılık, aldatmak, hile, karaborsa, tefecilik, israf, haksız ve haram yolla elde edilen mallar gibi her türlü gayr-i meşru kazançlar yasaklanmış ve haram kılınmıştır. Akıl emniyetiyle ilgili; aklın muhafazası için içki ve uyuşturucu maddeleri kullanmak yasak edilmiştir. Devlet eliyle içki üretilmesi, satılması, izin ve ruhsat verilmesi haram kılınmıştır. İnanç emniyetiyle ilgili; dinde zorlama yoktur. Ancak kim hangi dine inanıyorsa, inandığı dinde samimi olması ve inandığı gibi yaşaması gerekir. İnanç, din; doğru öğrenilerek ve doğru öğretilerek korunur. Din neyi bildirmişse helalini helal, haramını haram kabul etmek gerekir. Dinin bir kısım emirlerini kabul edip bir kısmını reddetmek suretiyle dini sınırlar içerisinde kalınamaz. Neticede Kuran ve Sünnette bahsedilen emir ve yasaklar insanların huzur ve mutluluğu içindir. Bu ilahi gerçeklere sahip çıktığınız ölçüde insanların haklarını korursunuz. İnsanların haklarını koruduğunuz ölçüde, insanı korur, adaleti sağlar ve devleti yaşatırsınız.

Aslında bütün bunlar Müslümanların yakinen bildiği, herkesi kapsayan evrensel gerçeklerdir. Tarih Hz. Âdem’den bugüne kadar daima, hak ile batılın, iyi ile kötünün, doğru ile yanlışın, faydalı ile zararlının, güzel ile çirkinin, haramlar ile helallerin mücadelesine sahne olmuştur. Benim asıl söylemek istediğim şudur: Ülkemiz siyasetinde zor şartların yaşandığı bir dönemde, Refah Partisi’nin siyasette çok büyük iddiası vardı. Refah Partisi içerisinde siyaset yapanlar çok iyi bilirler. O yıllarda Refah Partisi İstanbul İl Başkanlığı ve devamında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı yapmış olan Cumhurbaşkanımızın da çok iyi bildiği ve sıkça dile getirdiği gerçekler vardı. Malı korumak için faizin her türlüsüne karşıydık ve faizin kalkması için adil ekonomik düzen projemiz vardı. Yine milli kumar olmayacak ve milli piyango kaldırılacaktı. Aklı korumak için, içki ve uyuşturucu toplumdan kademe kademe sökülüp atılacak ve insanların beyinlerinin uyuşturulmasına, yuvalarının yıkılmasına izin verilmeyecekti. Irz ve namusu, nesli korumak için, zina asla meşrulaştırılmayacak, genel evler kapatılacak ve gelecek nesiller korunacaktı. Hatta hiç unutmuyorum, Cumhurbaşkanımız İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı iken, ifade ettiği en önemli projelerinden birisi genel evlerin kapatılması idi. Başkan olduktan sonra bu kendisine hatırlatıldığında, bu konuda kendilerinin yetkisi olmadığını ifade etmişti. Ya şimdi! Bu yetki, bu yetkiler kimin elinde? Bu yetkileri kimler, kime bağlı olarak ve nasıl kullanıyor?

Bu mikropların her birinin; kişi, aile, toplum ve devlet için ne kadar kötü ve tehlikeli, haram ve yasaklanması gerektiği hakkında ikazlar, onlarca ayet ve hadis varken, eğer bunlardan tamamen kurtulmak için bir çalışmanız, bir politikanız, bir eylem planınız, köklü çözümleriniz, çok samimi anlamda bir gayretiniz olmazsa, bu mikroplarla birlikte yaşamayı kabullenir ve resmiliğini devam ettirip, meşru görürseniz, er veya geç o toplum iflas eder, gazabı hak eder ve o devlet, o iktidar da bir gün mutlaka çöker. Tarih bunun örnekleri ile doludur. Bunun içindir ki, devlet olarak bu haramlardan kurtulmanın yollarını aramalıyız ve mutlaka bu yolları bulmalıyız. Hükümetler ve ilgili bakanlıklar, faizi düşürmek ve nihai hedef olarak faizden kurtulmak için çok çalışmalı, faizsiz işleyen farklı ekonomik modeller geliştirmelidir. İlgili bakanlıklar, genel evlerin kapatılması için gerekli çalışmaları yapması gerekir. Yine ilgili bakanlıklar, her türlü şans oyunları, at yarışları, loto, toto ve kumarhanelerin resmi yoldan, devlet eliyle yürütülmesine ve işletilmesine müsaade etmemelidir. Devlet kurumu Milli Piyango İdaresi tarafından, bir çeşit milli kumara dönüşen çekilişler yapılmamalıdır. Yine resmi olarak, tıpkı, Et ve Süt Kurumu’nun domuz eti satmadığı gibi devlet eliyle içki üretilmemeli ve devlete ait yerlerde satılmamalıdır. Belediyeler ve devletin diğer kurumları açıktan içki satılan ve tüketilen yerlere izin vermemelidir. Çünkü haramların, yasal güvence altına alınması ve resmi elden yürütülmesi kabul edilemez ve doğru değildir.

Bir topluma yapılabilecek en büyük iyilik,  toplumu yozlaşmaya, bozulmaya, gazaba götüren yolları kapatmaktır. Bunun en büyük görev ve sorumluluğu, en başta tabi ki, devleti yönetenlere ve iktidar sahiplerine aittir. Gazap gelmeden önce, yasal olarak sürdürülen haramlardan; ekonomi ve üretimin düşmanı, rantın kaynağı faizden, her türlü uyuşturucu ve içkiden, her türlü çekiliş, şans oyunları ve kumardan (Milli Piyango), fuhuş ve zinadan (Genelevler), dinimizin haram kıldığı bu kötülüklerden kurtulmanın yollarını aramalıyız. Bunun için devleti yönetenler var güçleri ile çok çalışmalıdır. İlgili bakanlıklar bu haramların resmi olarak işlenmemesi ve bu haramların yasaklanması için politikalar üretmeli ve kademeli olarak bu illetleri ortadan kaldırmalıdır. Bütün bu haramların yasal olması haram olduğu gerçeğini asla kaldırmaz ve haramlar devlet eliyle yasal hale getirilmemelidir. Bütün bu haramlardan hem kendimizi hem aile fertlerimizi ve bütün vatandaşlarımızı korumak ve bütün haramların resmi olarak işlenmesinin önüne geçmek en başta Cumhurbaşkanımız, ilgili bakanlar ve Müslüman toplumun imanî bir görevidir. Asıl olan haram olanı yasaklamak, haramları yasallaştırmamak, harama götüren sebepleri ve yolları ortadan kaldırmaktır. Bu konularda mutlaka temiz niyet, çokça gayret ve gerekli çalışmalarımız olmalıdır. Bütün bunlar hemen halledilecek meseleler olmamakla birlikte, zaman kaybetmeden hemen başlayıp, aşamalı hedefler koyup, gelecekte mutlaka halledilmesi gereken çok önemli meselelerdir.

Gerçek anlamda insanların doğuştan gelen haklarını korumanın yolu da budur. Selam, saygı, sevgi, hürmet ve dua ile arz ederim.


Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.