ERTUĞRUL ŞAKAR

06.05.2018
560

Yunus Aydınlığında

Yunus Emre yüzyıllardan beri baharla, sevgi ile, aşkla anıla gelmiştir. Yunus dendiği zaman insanın içini ışıtan bir ışık, bir bilgelik kaplar. Yunus Allah aşığıdır, peygamberi Hz.Muhammed aşığıdır. Hakkın, hakikatin, ebedi hayatın aşığıdır.
“Dağlar ile taşlar ile / Çağırayım Mevlam seni
Seherdeki kuşlar ile / Çağırayım Mevlam seni”
der.

Selçuklu Devletinin yıkılışı, Moğol istilası ve Osmanlı ve Yeni Beylikler döneminde ruhen ve bedenen yıkılmış Anadolu insanının ruh karanlıklarında çıkmasını ve yeniden tazelenişinin bir gücüdür. Onun için her bahar, her açan çiçek, her doyumsuz güneş ve gün, her bahar yağmuru ve her gülümseyen yüz ve yeniden tazelenmiş umut bir Yunus’tur.

Çocuk Dünyamdaki Yunus
Ninem Emine Hanım okuması, yazması olmayan Osmanlı bakiyesi bir Anadolu kadını idi. İlk Yunus İlahilerini ondan dinledim. Yunus’u ilk onda tanıdım.
“Şol Cennetin ırmakları / Akar Allah deyu deyu
Çıkmış İslam bülbülleri / Öter Allah deyu deyu”


Evet onun ağzından Allah, İslam ve cennet kavramlarını öğrendim. Cennet; ırmaklar ve bülbüller diyarı… Daha sonraki yıllarda halkın Yunus bakışının dışında, akademik bir şekilde bahsedilen ve dile gelen bir Yunus duydum.
“Çıktım erik dalına, anda derdim üzümü;
Bostan ıssı kakıdı, der: Ne yersiz kozumu?”
Şatiyye, süslü bir konuşmalar zinciri Yunus diye anlatıldı.

Gençlik yıllarımda tanıdığım değerli büyüğüm Sayın Aykut Edibali Bey, bir sohbet konuşmasında: ‘Anadolu‘nun her köyüne bir kravatlı Yunus gerekliliği’nden bahsetti. İslam rönesansı içerisindeki insan ruhunun yüceliği adına bende bu konuşma büyük bir çağrışım uyandırdı. Binlerce yaşayan Yunus. Bu sözlerden aldığım ilhamla; mani tarzı dörtlüklerimin ikisinde bu imajı kullandım.

“Bin yıldır bize Yunus / Katılır söze Yunus
Eskiyen bizden değil / Her zaman taze Yunus”
ve
“Her köye bir okyanus / Gök kubbe gibi fanus
İsterim el tutacak / Kravatlı bir Yunus”
diye bu temayı şiirimde işledim.

Yunus’u tanımaya çalıştım. İlahilerini tekrar tekrar okudum. Risaletü’n-Nushiyye isimli manzum eserini anlayabilmek için bugünkü Türkçe‘ye çevirmeye çalıştım. Gördüm ki bir deneme çalışması olmakla birlikte Yunus bize bir ruh ve nefis destanı hazırlamış. İyilik ve kötülük, insan tabiatının ve tabiatın kuvvetleri yoğun bir kavga içerisinde. Yunus iyi insana ulaşmak için nasihat ediyor. Ben de bu duyguları “Öğüt Çiçekleri” olarak yeniden kendi tarzımda şiir kalemine almak istememe rağmen başaramadım, halen bekletiyorum bir gün kaleme dökebilme umudu ile.

Böyle yoğun devam eden Yunus günlerimden birinin gecesinde, çok fazla rüya ile işim olmamasına rağmen; rüyamda yatıyordum. Baş ucumda birden iki Yunus belirdi. Bir Yunus kara cübbeli ve kara sarıklı, diğer Yunus ak cübbeli ve ak sarıklı. İkisinin de Yunus olduğunu içimde hissettim. Konuşmadık. Uyandım. Bendeki Yunus yansımalarından birer kesit sunmaya çalıştım. Rüyamı da hiç yorumlayamadım.

Allah ve Hz. Peygamber tanınmadan yunus anlaşılamaz

Yunus gerçek ve iyi bir Müslümandır. Allah ve peygamber sevgisi doruk derecesindedir.
“Ayırma beni senden, Yaradan! / Düşüp ölürüm ben bu yaradan“ der. Peygamber Efendimiz için:
“Canım kurban olsun senin yoluna / Adı güzel, kendi güzel Muhammed!
Şefaat eyle sen kemter kuluna / Adı güzel, kendi güzel Muhammed“
der.

Sevgili kardeşim Ahmet Ataş Bey’in bir anlatımını sizlerle paylaşmak istiyorum. Seksenli yılların başında Eskişehir’li Yunus gönüllü kardeşlerimin çıkardığı İki Eylül isimli günlük gazetede muhabir olarak bulunurken, mayıs başı Yunus Emre Haftası etkinlikleri içerisinde İtalyan Prof.Anna Massala’nın Yunus Emre’yi anlatan bir toplantısına katılır. Herkes 'Yunus hümanisttir, iyi bir şairdir, sosyalisttir’ derken; İtalyan prof, Yunus’un ‘gönül ehli olduğunu, Allah aşığı olduğunu ve dervişliğini’ vurgulayan etkili bir konuşma yapar. Muhabir kardeşim konuşma nedeni ile kendisini tebrik eder ve Anna Masssala’ya hitaben “Sanki siz ‘La İlahe İllallah’ diyeceksiniz sandım” der. Anna Massala da ona hitaben: “La İlahe İllallah“ der. Ahmet Bey cevaben: “Muhammedü’r-Resulullah” diyerek bunu tamamlayın” dediği zaman, Anna Massala: “Ben Hristiyan’ım, bu sözü tekrarlayamam“ der. Yunus vesilesiyle bir Hristiyan’ın ne kadar sevgi ve aşk dolu olduğunu beyan etse bile Yüce Peygamberimizin risaleti karşısında taş kesildiğinin ve tükendiğinin güzel bir örneği ile karşı karşıyayız.
Dinimizin Yüce Peygamberini Allah Elçisi olarak tanımayan bir mantığın bizi ne kadar tanıyabileceği ve hoş göreceğini okuyucuların idrakine bırakıyorum


Alperen Gönüller

Yunus Emre her zaman gönül kapısının önünde durmuş ve ona çok değer vermiştir:
“Bir kez gönül yıktın ise, kıldığın namaz değil / Yetmiş iki millet dahi, elin yüzün yumaz değil“ der. Yunus İslam’ın hikmetlerle süslü estetik ruhunu yakalayabilmiş ve atalarından gelen Türk mitolojisi motifleri ile hamurlaştırmış ve bu hamur ile ulu ürünler vermiştir. Anadolu’da var olan soluk, Ahmed Yesevi dervişliği Alperen ruhu İslam’ın ruhu olduğu kadar gerçek bir Türk ruhudur. Bahaeddin Ögel’in Türk Mitolojisi kitabının birinci cilt sayfa 81 de Türklere göre insan başlıklı bölümünde Kişioğlu (insan) Allah’ın yarattığı üç varlıktan biridir. Yer, gök ve insan. İnsan kutsaldır. Yunus’u oluşturan şartların içinde İslam ve Türk ruhu ve Horasan Erenleri bakışını bulmak ve yerine oturtmak gerekmektedir.Bu ruha ;dünyamızın geleceğinin ihtiyacı vardır.


Sarı renk ve Yunus mezarları
Yunus “Sordum sarı çiçeğe” der. Sarı çiçek, yaşadığı yer olan Sarı Köy ve Orta Asya’dan Anadolu’ya gelen Sarılar aşireti, Sarılar, Gökçe Sarılar, Sarı Kayalılar, Kuruca Sarılar‘ın Yunus’un ruh atmosferini oluşturan her varlığın içinde bir sarı renk olduğu biliniyor. Benim dikkatimi çeken bu sarı rengin Türk inanışları ve milli geleneklerinde ne anlama geldiği… Türkler’de sarı rengin, dünyanın merkezi olarak kullanıldığını, “Sarı Çizmeli Mehmet Ağa” deyiminin kaynağının da bu kültür geleneğimiz olduğu ve sarı rengin bir hükümranlık rengi olduğunu öğrendim. Diğer renkler gibi sarı rengin de Türkler arasında önemli ve sembolik değeri var. Sizlere sarı çiçek deseni ile birlikte Yunus’u da sarı renk içerisinde tarihsel ve mitolojik bir bakışla çeşitlemiş olduk.

Sarıköy’deki -şimdiki adı Yunus Emre Beldesi- Yunus Emre mezarları ilk mezar, aktarılmış mezar ve anıt mezar manevi havası ile, yanında tren yolu geçen, külliye haline getirilmiş hali ile ve her sene 6 mayısta Hıdrellez şenliklerinde resmi törenler ve onun dışında bir piknik havası içerisinde çevre halkının traktörü, taksisi, otobüsleri ile bir şenlik duygusu içerisinde on binlerce insanın Yunusca kaynaşıp piknik yapmaları görülmeğe değer bir davranış zinciridir.Yunus Emre’nin mezarı-makamları konusunda çeşitli görüş ve tartışmalar vardır. Bunlara girmeden bilebildiğim kadarı ile; Bursa, Çayköy, Erzurum, Ünye, Döğer, Tire, Sivas, Aksaray, Karaman, Kırşehir, Bolu, Keçiborlu, Uluborlu, Kula’da Yunus’a sahip çıkmaktadırlar.

Yunus; bütün tartışmaların, kargaşaların, hırsların, kinlerin, küresel eşkıyalığın karşısında geleceğin aydınlık ufkunun, kardeşliğin çağrısını yinelemektedir.

Gelin tanış olalım
İşi kolay kılalım
Sevelim, sevilelim
Dünya kimseye


Sen Varsın

Yunus Emre Beldesi’nde güneş var
Bu sevgide, muhabbette bir iş var
Aşk adına, yüreklerde ateş var
Anlatılmaz her hece de sen varsın

Şu bozkırlar senin ile dillendi
Bülbül geldi, sarı çiçek güllendi
Yüreğimde Hakk kovanı ballandı
Zikir dolu her gecede sen varsın

Şiir sustu, ilahiye döküldü
İnsan sevmek kafalara çakıldı
Dil dillendi, sevgi sözü ekildi
Söz adına her yücede sen varsın

Hece misin, cümle misin, söz müsün
Yoksullara, dertlilere göz müsün
Ana toprak, bu vatana öz müsün
Her hanede, her bacada sen varsın

Yunus Emre ilahisi okunur
Gönül ağlar, Hakk kumaşı dokunur
Peygamberi öz canından sakınır
Her mevlitte, her hocada sen varsın

Mayıs ayı yeşilliği oldun sen
Güneş oldun, yağmur oldun, güldün sen
Habib oldun, tabip oldun, geldin sen
Bu meydanda, her nicede sen varsın

Allah aşkı aşıkların pınarı
Horasan’dan gelmiş bu aşk çınarı
Fikir, zikir, hikmet süsü civarı
Her erende, her hâcede sen varsın

Yunus Emrem, geldik bugün kapına
Sözler aciz, ölçü olmaz çapına
Sarılarak ehli iman ipine
Hakk Dergâhı, sır peçede sen varsın


ERTUĞRUL ŞAKAR

3.11.1951’de Isparta ili Gelendost ilçesinde doğdu. İlköğretimini 1963 yılında Elazığ’da tamamladı. Daha sonra 1966 yılında Eskişehir Devrim Ortaokulu ve 1969’da Eskişehir Atatürk Lisesini bitirdi.

1974 yılında Eskişehir İ.T.İ.A. İktisat Maliye Bölümü’nü bitirdi. Bir süre Eskişehir’de Porsuk Vergi Dairesi’nde yoklama memuru olarak çalıştı. 1984 yılında Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Hâlen Eskişehir’de otuz yıldır serbest avukatlık yapmaktadır.
Eskişehir Şairler Derneği kurucusu, başkanlığı ve dernek sekreterliği görevlerinde bulundu. Daha sonra 17.02.2014 günü kurduğu EŞYODER (Eskişehir Şairler Yazarlar Ozanlar Derneği)’in başkanlığını yapmaktadır.
Evli ve dört çocuk babasıdır.
Şiirlerini yayınladığı sanat ve edebiyat dergilerinden bazıları;
Pınar, Gerçek, Çınar, Güneysu, Bizim Külliye, Kümbet, Çağrı, Gülpınar, Size, Nefes…

 

YAYINLANAN KİTAPLARI
1) 1992 yılında “Karanlığın Ötesi” isimli şiir kitabı (Kişisel) İstanbul 70 s.
2) 2001 yılında “Çocuklar Açtı Kapılarını” isimli şiir kitabı Bayrak Yayınları’nın 43. kitabı olarak basılmıştır. İstanbul 80.s.
3) 2002 yılında “Gönül Tahtı Taç İstemez” isimli kişisel manilerini içeren kitabı Bayrak Yayınları’nın 45. kitabı olarak çıktı.
4) 2013 yılında “Eskişehir Benim Göç Yalnızlığım” isimli, Eskişehir için yazdığı şiirleri içeren kitabı çıkmıştır.


ŞİİR DALINDA BİRİNCİLİK ÖDÜLLERİ
1) Söğüt Kaymakamlığı Ertuğrulgazi Vakfı’nın açtığı “Ertuğrulgazi ve Söğüt” konulu şiir yarışmasında l998 yılında yetişkinler dalında “Ertuğrulgazi’nin Huzurunda” isimli şiiri ile birincilik ödülü
2) 1999 yılında Balıkesir Valiliği ve BAŞAD’ın açtığı “Ulusal Şehitlerimiz ve Şehitlik” konulu şiir yarışmasında “Vatan Oldular” isimli şiiri ile birincilik ödülü.

Ayrıca pek çok yarışmalarda ikincilik, üçüncülük ve mansiyon ödülleri almıştır.
 

BİTİRME TEZİ
1) Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi bitirme tezi olarak 2002 yılında Feyza ŞAKAR “Ertuğrul Şakar’ın Şiirlerinde Konu Taraması” isimli tez çalışması ile şair hakkında 98 sayfalık bir inceleme eser hazırlamıştır.
2) Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi bitirme tezi olarak 2005 yılında Fatma Sibel YAVUZ “Eskişehir Yöresi Şair ve Yazarlarından Şair Ertuğrul Şakar’ın Hayatı Ve Edebi Kişiliği (Şiirlerinin İncelenmesi)” isimli tez çalışması ile şair hakkında 129 sayfalık bir inceleme eser hazırlamıştır.
3) Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi bitirme tezi olarak 2014 yılında Pelin ECE “Ertuğrul Şakar’ın Hayatı, Edebî Kişiliği ve Şiirleri” isimli tez çalışması ile şair hakkında 53 sayfalık bir inceleme eser hazırlamıştır.