SERDAR DEMİRHAN

24.06.2019
23

Sonun Başlangıcı mı?

Türkiye’nin üzerine kabus gibi çöken İstanbul seçimleri nihayet sonuçlandı ve Millet İttifakı’nın adayı Ekrem İmamoğlu tarihi bir farkla seçimi kazandı. Türkiye’nin girdabında boğulduğu pek çok yaşamsal sorun ortadayken, ülke olarak her şeyi bir yana bırakarak yoğunlaştığımız bu süreç, çok fazla mesajı da içinde barındıran bir sonuç ortaya koydu. Uluslararası medya organlarında yapılan yorumlar ağırlıklı olarak bu seçimin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın politikalarına ve popülaritesine yönelik bir referandum niteliği taşıdığı ve ortaya çıkan sonucun da sayın Cumhurbaşkanı için tam bir hezimet olduğu yönünde… Üstelik alınan bu mağlubiyetin partide bir yeniden yapılanma, bir kabine değişikliği ve 2023 seçimlerinin erkene çekilmesi gibi daha büyük siyasi gelişmelere neden olacağı şeklinde ortak değerlendirmeler de yapılıyor.

Aslına bakarsanız aynı medya kuruluşlarının seçim tekrarı ile ilgili kararın alınmasından hemen sonra yaptıkları değerlendirmelerde, İstanbul seçimlerinin yenilenmesi noktasındaki baskının Tayyip Erdoğan için tarihi bir hata olduğu ve bunun sonucunda ağır bir bedel ödeyebileceği yönündeki görüşler de ağırlıktaydı. Fakat çoğu zaman konjonktürü doğru okuyan ve kendince doğru hamleler yapan Erdoğan’ın, 12-13.000 oy farkını nasıl olsa kapatırım ve İstanbul’u kaptırmam şeklindeki özgüveni bu kez karşılık bulmadı.  Belki de ilk kez bir seçim sürecinde Tayyip Erdoğan konjonktürü doğru okuyamadı. 
Düne kadar neredeyse kimsenin tanımadığı, hatta aday yapıldığında Binali Yıldırım karşısında hiç şans vermediği Ekrem İmamoğlu’nun, bu kadar kısa sürede 80 milyonluk bir ülkede neden bu kadar karşılık bulduğunu çözme gayretinde olmadı. Oysa mesele Ekrem İmamoğlu değildi. Ekrem İmamoğlu’nun çizdiği siyasi profildi. Çünkü 31 Mart seçimleri öncesinde İmamoğlu’nun ortaya koyduğu tavır cumhuriyetçi, demokrat, barışcıl, uzlaşmacı, sempatik ve dürüst bir siyasal kimlik sergiliyordu. Ve bu kimlik cumhuriyet değerlerinin aşındırılmasından, demokratik hak ve özgürlüklerin kısıtlanmasından, iktidar eliyle beslenen toplumsal gerilimlerin artık tahammül sınırlarını aşmasından, kin ve nefret kusan siyaset jargonundan, kendisi açlık sınırında gezerken iktidar ve yandaşlarının zevk-ü sefa içinde yaşamasından bıkan milletin sarıldığı bir umut haline geldi bir anda. Üstelik kendilerinden başka herkesi terörist ya da vatan haini olarak yaftalayanlara ağır bir tokat atma istediği hasıl oldu milletin genelinde. İşte Ekrem İmamoğlu milletin bu özlemlerine karşılık gelen biçilmiş bir kaftandı. Hatta artık bırakın İstanbul Belediye Başkanlığı’nı yeni Cumhurbaşkanı adayı olarak konuşulmaya başlandı.

Hal böyle iken mazbatasının elinden alınması, FETÖ ve PKK ile ilişkilendirilmeye çalışılması, Ordu havaalanındaki VIP meselesi gibi sudan sebeplerle itibarsızlaştırma çabaları İmamoğlu taraftarlarını daha da konsolide ederken AKP tabanında bile “kardeşim bu kadar da olmaz” dedirten tepkilere ve tercihlerinin İmamoğlu’na kaymasına neden oldu. Bütün bunlar ortada ve görünen köy kılavuz istemez iken, Tayyip Erdoğan hala bildiği sularda yüzme ısrarını sürdürdü. Devlet Bahçeli’nin hangi misyonla kendisine koşulsuz destek verdiği gibi ince bir konuyu ise hiç okumadı zaten, hala da okuduğu söylenemez. Ülkedeki Kürt meselesine sadece siyasi bir vaka olarak bakan anlayışını söylemek bile istemiyorum. 

Kısaca söylemek gerekirse; kendisini dünyanın merkezi ve koşullar ne olursa olsun Türkiye’nin vazgeçilmezi olarak görmesine neden olan güç zehirlenmesi, biatçı ve kifayetsizlerle doldurduğu yakın kadrosuyla da birleşince ülke gerçeklerinden ve geçmiş siyasi yeteneklerinden uzaklaşan Tayyip Erdoğan ektiğini biçti ve bu hezimet kendisi için kaçınılmaz hale geldi. O, ülke gerçeklerine sırtını dönüp 2023 hesaplarını yaparken su aktı ve yolunu buldu.

Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Ne Tayyip Erdoğan, ne AKP ne de Türkiye için…
Artık Türkiye’de siyaset yeni bir sürece evrilecek. Türkiye’yi normalleştirme ve gerilimleri yumuşatma adına eline en az üç kez fırsat geçen ve bunları değerlendirmek yerine elinin tersiyle iten Tayyip Erdoğan bu kez siyasi tutumunu  değiştirecek mi  göreceğiz. Ama şurası bir gerçek ki böyle bir tavır değişikliği olsa bile geçmiş dönemdeki pirimi kimse artık vermeyecektir ona. Zira suyu taşıran son damla bardağa düşmüştür artık. Toplum nezdinde”yenilmez armada” ünvanı yerle bir olduğu gibi, tabanı tarafından kendisine duyulan güven ve atfedilen itibar da büyük bir erozyona uğramıştır.  Artık parti içi kaynamalar başlayacak, yeni siyasi oluşumlar için de girişimler hız kazanacaktır. Bu halde, parti tabanı ve teşkilatlarına gönderme yaptığı “ben varsam siz varsınız, ben yoksam hiçbiriniz yoksunuz” tezi de çürümüştür. Çünkü herkes artık şunun farkındadır ki, İstanbul’da yenilen Binali Yıldırım değil, Recep Tayyip Erdoğan’dır.
Bakalım bu yeni süreci Tayyip Erdoğan nasıl değerlendirecek? Önümüzde Türkiye’yi çok yakından ilgilendiren önemli sorunlar var. Erdoğan bir taraftan bu sorunlarla boğuşurken, bir taraftan da partisinde, kabinesinde ve her şeyden önemlisi siyaset yapma biçiminde radikal değişiklikler yapmak zorunda. Ekonomi ve dış politika alanında Türkiye’yi  derin bir krize ve çıkmaza sürükleyen politikaları bu zihniyet ve kadro yapısı ile geri döndürmek çok mümkün olmasa da, stratejik aklı ve politik zekayı esas alan  karar ve atacağı adımlarla en azından bu konuda bir samimiyet ortaya koymalı. Zira aksine her tavır, iktidarın ömründen götürecek ve erken seçim ihtimallerini çok daha güçlendirecektir.
Unutulmamalı ki, ülkedeki konjonktür ve AKP nin zafiyetlerini kollayan yeni bir siyasal cephe daha açılmaya başlıyor. AKP içindeki radikal unsurları bile parçalama ihtimali yüksek olan bu hareket, merkez sağ olarak tabir edilen ve AKP içinde yuvalanan kesimlerin önemli bir kısmını da rahatlıkla erozyona uğratabilecektir. 
Gelinen bu noktada muhalefet partileri için de yeni bir heyecan ve güven ortamı oluştuğunu unutmamak gerekir. Bu zaferin CHP’de bir toparlanma ve nisbi olarak kendi zemininde bir güçlenme yaratacağını söylemek yanlış olmaz. Diğer yandanİstanbul seçimini doğru okuyan ve konjonktürel avantajları doğru değerlendiren partilerde de bir kıpırdanma olacağı açıktır. Zira herkesin gözü, özellikle Ak Parti’den umudunu kesmiş mütedeyyin kitleler ile merkez sağda ve milliyetçi kesimde partilerine olan güveni yitirmiş siyasetçi ve seçmen kitlesinin üzerinde olacaktır. 
Toparlamak gerekirse Türk siyaseti İstanbul seçimleri ile yeni bir sürece evrilecektir. Bugünkü tablo itibariyle AKP için sonun başlangıcı olarak nitelenebilecek durumun, hangi zaman aralığında ne sonuçlar vereceğinin belirleyicisi de büyük ölçüde Recep Tayyip Erdoğan’ın kendisi olacaktır.  Ülke şartlarının zaten çok zorlayıcı olacağı bu süreçte kendisinin ortaya koyacağı insani ve siyasi performans, vaktinden önce yapılmak zorunda kalınacağı aşikar olan bir erken seçimin de vadesini belirleyecektir.