Bugün 1 Mayıs!
Sloganımız belli: “İşçiyiz, güçlüyüz!”
Bağırın bakem…
TÜRKİYE, “100. Yüzyılı”nı da aştı.
Bir daha…
Hadi bir daha…
Hep bir ağızdan.
ÜRETİMİN EN ÖNEMLİ GİRDİSİ EMEK
Ekonomik düzenin en üretken parçasıdır emekçiler…
Her şey onların alın teriyle oluşuyor, biz onların ürettiğiyle yaşıyoruz.
İşçi olmasa sanayinin çarkları dönmez.
Madenler çıkarılmaz.
Enerji üretilemez.
Çiftçi olmasa tarlalar ekilmez, hayvancılık yürümez.
En kutsal değer “üretken emektir.”
Ama ne gariptir ki, en kutsal denilen şey en kolay harcanandır.
Üretken olmayan emek sadece yük sayılırken, üreten emek de artık
sömürünün en ucuz hammaddesi haline getirildi.
İşçinin alın teri kutsal deniliyor ama maaşı her ay biraz daha
buharlaşıyor.
Hakları küçülüyor, ücreti eriyor, geleceği kararıyor.
Her geçen gün işçi daha fazla çalışıyor, daha az kazanıyor, daha ağır
yaşıyor.
Bugün emek sadece üretilmiyor; aynı zamanda sessizce tüketiliyor.
Bülent Ecevit 1974’lerde ne demişti?
“Ne ezen, ne ezilen; insanca, hakça bir düzen…”
O günden bugüne…
Aynı tas, aynı hamam.
Bir türlü o “hakça düzen” gelmedi.
Umut diye insanlar kandırıldı.
Bugün de değişen pek bir şey yok.
Sadece sömürü modernleşti.
Eskiden patron açıkça ezerdi, şimdi sistem alkışlatarak eziyor.
OĞLUM AL TAKIMLARI
Cem Karaca “İşçisin sen, işçi kal; oğlum al takımları…” dediğinde ortada
gerçek bir işçi sınıfı vardı.
Şimdiki düzende buna bile yer kalmadı.
Burjuvazi bağırıyor:
“Nitelikli işçi bulamıyoruz!”
Daha çok bağırırlar…
Çünkü bundan böyle parayı cukkalayan burjuvazi, emekçiye hakkını ya
verecek…
Ya verecek.
Vermeyince ne olacak?
İşte bu sorunun cevabı yok.
Ama şu kesin:
“Asgari ücretle idare et” devri çoktan bitti.
Asgari ücret artık ücret değil, yoksulluğun resmî adıdır.
Kimse açlık sınırında bir maaşa mahkûm edilemez.
Komprador burjuvazi… Şimdi ne yapıyorsun.
Unuttun vallahi bizleri.
İşçi sınıfı nedir, kimdir?
Tanımlar değişti.
Artık herkes gözünü açtı.
Robotların dönemine girdik…
Ama gariptir, makineler gelişirken insanın değeri ucuzladı.
ANLAYAMADIĞIM
Emekçilerin dışında herkes bugünü kutluyor…
Ama gerçek emekçi kutlayamıyor.
Üreten işçi.
Davul zurnayı çalan ise sendika ağaları.
Dönüverin çiftetelliye…
Aranıza sözde solcu geçinenleri de katıverin.
En önde palavracılar korosu, ellerinde pankartlar:
“İşçiyiz, güçlüyüz!”
Peh… peh peh…
Pazuları şişirilmiş işçiler…
Aradan bir yüzyıl geçmiş, değişimin farkında bile değiller.
Bozuk düzen bu.
Sendika ağalarının düzeni…
Sözde emekçilerin bayramı…
Neymiş?
İşçinin, emekçinin birlik, beraberlik ve dayanışma günüymüş.
Sınırları aşan bir enternasyonal günmüş.
Bizde ne var?
Davul zurna çal, erik dalı oyna, lingo lingo şişeler!
Ne güzel.
Aslında sınıf falan da kalmadı.
Birbirimizi güzel hikâyelerle kandırıyoruz.
Sendikalar göstermelik.
İşin komisyoncusu olan sarı sendikacı ağaları var.
Masada imza atıyorlar, sahada işçi eziliyor.
Onlar makam arabasında, işçi servis kuyruğunda.
Ama velakin bayramımız var çok şükür.
Patron izin verdiği sürece davul zurna eşliğinde kutla…
Hacivat ile Karagöz gibi…
Perdede gölge oyunu.
Biz de bunu gerçek sanıyoruz.
Bayramımızı nerede kutlayalım?
İşçiler birlik beraberlik içinde…
Meydanlarda ise emekçi olmayanların hamasi nutukları.
Bol bol emek ajitasyonu…
Sonunda da klasik final:
“Mutlu son.”
Özleyeceğiz seni.
Ülkemde ileri demokrasi var…
1 Mayıs, işçilerin birlik ve dayanışma günü…
“Bayram” olmuş!
İnsanlar demokratik haklarını sınırsızca kullanıyorlar…
Toplanıyorlar.
Haklarını haykırıyorlar.
“Eşit işe eşit ücret!”
Sonra ay sonu geliyor…
Cebinde eksilen para, mutfakta küçülen tencere, çocuğun gözünde
büyüyen ihtiyaç.
Çiçekler açmış.
Bahar gelmiş memleketime…
Ama işçinin evine bahar değil, fatura geliyor.
Haydi Türkiye!
Turfanda karpuz da çıkmış…
Dilim dilim yersin artık.
Tabii önce kirayı ödeyebilirsen.
Kabuğu da denize düşmüş.
Yürüyelim arkadaşlar…
Ne mutlu bize…
Ülkemde ileri demokrasi var!
Emek en kutsal değerdi ya…
Şimdilerde günlük, haftalık kiralanıyor.
Emek…
Emekli…
Emekçi…
Ne hak var,
ne hukuk.
Ama adı var.
Türkiye’de var deniliyor.
Aradan onca yıl geçmiş…
Ve emek sömürüsü hâlâ devam ediyor.
Üstelik artık daha acımasız.
Eskiden yoksulluk utanılırdı, şimdi normalleştiriliyor.
Emeği koruyan gerçek bir hukuk yok.
Var olan haklar?
Kamuda geçerli…
Onlar da sınırlı sayıda “imtiyazlı” emekçiler için.
Sendikaları var.
Toplu iş sözleşmeleri var.
Kıdem tazminatları var.
Her şey var.
Ne mutlu onlara…
Bildim bileli benim için sancılı bir gün…
Bazen olaylarla, bazen katliamlarla anılan masum bir tarih yaprağı…
Adını ilk duyduğumda “Amele Günü” deniliyordu.
Amele…
Sonra modern zamanlar geldi.
Adı “proleter” oldu.
Babam işçi…
Ben işçi…
Evlatlarım işçi…
Ama değişmeyen tek şey şu:
Yoksulluk miras kaldı.
“İşçisin sen işçi kal, oğlum al takımları…”
Çağdaş köleleriyiz bu düzenin!
İşte ileri demokrasinin faydaları…
Böyle böyle alışacaksınız!
İşçiyiz, güçlüyüz!
Taşeronların da bayramı kutlu olsun…
Masa başındaki
sendika ağalarının da!
Pazılarınızı da şişirin lütfen…
Yumruklarınız havada…
Bağırın:
“Ekmek, barış, özgürlük!”
Daha çok beklersiniz…
Ne diyor
Cumhuriyet Halk Partisi?
“Sana söz, adalet gelecek!”
Asgari ücret bir zamanlar bir ailenin
simit-çay parasıydı.
Şimdi simit bile lüks oldu.
Aradan 25 yıl geçti.
Değişen ne var?
Sadece yoksulluk derinleşti.
Bu bozuk düzende
emekçiler bile paramparça.
Bir araya gelemiyor.
Kimisi hâlâ anlatıyor:
“İşçinin, emekçinin
birlik beraberlik dayanışma günü…”
Sınırları aşan enternasyonal günmüş…
Bizde ise:
Davul zurna çal, eller havaya, lingo lingo şişeler,
çiftetelli oyna…
İşçi sınıfı mı kaldı?
Kalan sadece borç.
Kalan sadece kredi kartı ekstresi.
Kalan sadece ay sonunu getirme telaşı.
Ne mutlu bize ki
ülkemizde ileri demokrasi var!
Hey hey!…
Ne günlere kaldık…
Bir 1 Mayıs’ı bile nasıl zıvanadan çıkardık.
Yarı aç, yarı tok yaşamaya mahkûm edilmişler.
Karbonhidrat yiye yiye şişirilmiş pazılarla…
“İşçiyiz, güçlüyüz!”
Öz yurdumuzda paryayız.
Bulursan asgari ücrete talim…
Zıp zıp zıp…
Emekçi!
