Site Rengi

DOLAR 8,0580
EURO 9,6752
ALTIN 460,38
BIST 1.408
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Eskişehir 21°C
Gök Gürültülü
Eskişehir
21°C
Gök Gürültülü
Paz 25°C
Pts 22°C
Sal 18°C
Çar 19°C

Ahmet Yuşa

14.03.2021
A+
A-

Gündeme getiren isim Yılmaz Özdil
Muhafazakâr kesimlerinin yazar takımından bazıları daKözdil de diyorlar.
Kabul etmek gerekir ki kaleminin demagojik  kıvraklığına diyecek hiçbir sözümüz yok
Ne de olsa dalında lisans eğitimi almış bir isim.
Dil konusunu uzmanlarına bırakalım da bir başka meseleye getireyim konuyu

Yılmaz ÖzdilYılmaz Hoca’yı çok sever.
Hoca da onu sever.
İmtiyazlı isimlerden biridir kendisi
Hocanın gönlündeki yeri ayrıdır.
Yereldeki, özdeki basın mensuplarına göstermediği yakın ilgiyi Özdilden esirgemez.
Onu alır, Porsuk’ta gondolla gezdirir, adada yedirir içirir, konukevinde yatırır.
Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda bunları yapar.
Hoş!
Hoca, hiç kimseye borçlu kalmak istemez..

AK Partili birçok isim de buna benzer şeyleri yapmıştırYok aslında birbirimizden farkımız, biz Osmanlı bankasıyız misali…
Bunu da doğal karşılamak lazım… 

Diyeceğim şu:
Konuyu, lafı uzatmadan Ahmet Yuşa’ya getirelimRivayete göre Yuşa hazretleri bir peygamberdir ve kabri İstanbul’dadır.
Adına türbesi bile vardır. Bizdetürbecilik akımı pek modadır da… Ramazan ayı gelince türbelerimiz dolar taşar. Eski Türk geleneğidir. Hatta bize Orta Asya’dan Şaman geleneği olarak geçmiştir.
İşte soyadı bunu temsil eder.
Yılmaz Özdil 30 Ocak 2021 tarihli yazısında Ahmet Efendi’yi yazmış.
Yılmaz Özdil’in bunu bilmesi söz konusu bile değildir. Yazı hem zaman,hemde eksikliklerle doludur. Sanki bir öyküyü yazar gibidir ama maddi hatalarla doludur.
Konunun kahramanı her zaman olduğu gibi Yılmaz Büyükerşen’dir.
Eskişehir akşam yüksek ticaret okulundan almış konuyu.
Yani, yıkılan ama herkesin bildiği iş ve işçi bulma kurumunun olduğu bina… Bu konuda Yılmaz Hoca çok direndi ama olmadı… Burasının bir müze olmasını istiyordu.
Bu mektebin kurulması için gayret gösteren isim Orhan Oğuz’dur… Akşam yüksek ticaret okulu olmasının bir nedeni vardır. Ülkenin ticaret yüksekokulları olması gerektiğini TBMMnde demokrat parti dile getirmektedir. Ticaret liselerine ihtiyaç vardır. Ticaret lisesini bitirenler yüksek ticaret okullarına gitsinler diye düşünülmüş. Düşünülmüş de o kadar mezun yok. Mecburen eksikliler düz liselerden tamamlanacak.
Gündüz çalışanlar içinde, akşam müfredatları hazırlanmış ve gençler işten çıkınca akşamları eğitimlerine devam etmişler.
Mesela Atatürk Lisesi de böyleydi.
Birçok liselerin akşam bölümleri de vardı..

Orhan Oğuz apar-topar dönemin Demokrat Partili milletvekillerine durumu anlatır. Kısacası Eskişehir’de bir yüksekokul veya akademi açılmasının gerekli olduğunu söyler. Der ki: “Eskişehir bir sanayi şehridir. Köprü bir vilayettir. Batısında Marmara, doğusunda başkent Ankara vardır ve demiryollarının geçiş kavşağındadır. Ticaret de gelişmektedir. Yüksek eğitimli insanlara ihtiyaç vardır.”

Demokrat Parti, Eskişehir 1957 seçimlerini silmiş süpürmüş sekiz milletvekili çıkartmıştır. İktidardır ve Hasan Polatkan gibi çok iyi bir eğitim almış olan bir maliye bakanı vardır. Hasan Polatkan, Kemal Zeytinoğlu, Halil Akkurt, Muhtar Başkurt, Mustafa Çürük, Hamit Dedelek, Abidin Potoğlu, Hicri Sezen milletvekili seçilmişlerdir. Mebuslar da mebus. Yürüdüklerinde yer titriyor sanki…
Adamlarda bir itibar var yani.
Eskişehir’in en ağır topları
Adnan Menderes de Eskişehir’i çok seviyor. İşte Orhan Oğuz düşüncelerini Demokrat Partili milletvekillerine anlatıyor.
Milletvekilleri hep bir ağızdan: “Merak etme hocam, bu işi olmuş bil. Git, Eskişehir’de çalışmalarına başla…”
İşte, ilk akşam yüksek ticaret mektebi çok kısıtlı imkânlarla başlıyor.
Zaten elde avuçta bir şey yok ama var olan azim” Arada bir Ankara’ya gidip Hasan Polatkan’la görüşüp eksikliklerini anlatırmış Orhan hoca… Hasan Polatkan, bütün desteğini vermiş. Diğer mebuslar da öyle
Doğru dürüst ne akademik personel var ne de kadro
Zaten dönemin Türkiye’sinde üniversite sayısı beşi geçmiyor. Ama gayretleri boşa çıkarmamış Orhan hoca, açmış akşam ticaret yüksek okulunu… O zamanlar böyle ÖYS falan yok. Zaten insanlar fakir. Yokluklar ile mücadele ediliyor. İşi olanlar bile, çok rahat okuma şansına sahip değil... Adı üstünde akşam ticaret yüksek okulu

Dersler akşam 19:00’da başlıyor, 23:00’de bitiyormücadele ediyor. Türkiye bir tarım toplumu… Eskişehir’de ise hem tarım var hem de sanayi onun için birkaç tık önde…

****

Atatürk Lisesi’nde okuyan ve Yılmaz Hoca’nın devre arkadaşlarından biri de Cüneyt Arkın’dır. 1958’de imtihanla İstanbul Tıp Fkültesini kazanarak doktor olmuş bir isim… Tabii asıl adı Karaçaylı, Fahrettin Cüreklibatur’dur. Ama biz onu artiz Cüneyt Arkın olarak biliriz.
Gelelim Yılmaz Büyükerşen hocaya…
Biyografisinde 1936 doğumlu olarak yazıyor. EİTİA‘ 1962 yılında bitiriyor. Yani, 26 yaşında

Liseyi normalde 18 yaşında bitirmesi lazım… Üzerine akademinin 4 yılı koy, eder “22” Zaten akademide devam zorunluluğu da yok o yıllarda

Hani ilkokula başlama yaşı 7 dersek;  üzerine ilkokul 5, ortaokul 3, lise 3 yılı eklediniz mi; 11 yıl eder.
11+7=18 yaşında akademiye başlama yaşı olması gerekmez mi?
Yani; 1936+18=1954 yılında akşam ticaret yüksek okuluna başlaması gereken yaş
Fakat okul, 1958 yılında öğrenci kabulüne başlıyor. Çok sonraları çevre yolu üzerindeki eski topçu birliğinin yer aldığı küçük kanalın geçtiği tepelik araziye yeni bir bina yapılarak adı da değiştirilerek ETİA oluyor.
Akademi Başkanı da Orhan Oğuz. O zaman üniversite falan da değil. Hocaların önemli bir bölümü Ankara ve İstanbul’dan gelerek dersler veriliyor.
Yılmaz Hoca, okula anlatıldığı gibi 1958 yılında kaydoluyor. Yani 22 yaşında o zaman… Normalde on sekiz veya on dokuz yaşında olması gerekmiyor mu?
Gerekiyor
18 ile 22 yaş arasında tam 4 yıl varBüyükerşen’in kayıp yılları… Ne oldu bu 4 yıla? Belki bir gün bu kayıp yılları da anlatır.
Yani, hoca genç gazeteci… Sakarya gazetesinde işe başlatılmış ama o zamanlar şimdiki gibi gelişmiş teknolojiler yok. Gazetenin verdiği kimlik kartları geçerli…

Hikayenin diğer tarafı zaten dolgu malzemesi olarak yazılmış... Sadece düzeltmek istediğim şey Ahmet Yuşa’nın 12 Eylül’de okur yazarlık kurslarına katılmış ve okuma yazmayı öğrenmişBunu belirtmesem olmazdı.

Hocanın kıymet verdiği isimlerden birisi de… Belki hocaya başka bir hatırlatmada bulunalım... ETİA’ de başkan olduktan ve 12 Eylül 1980 darbesinden sonra gelen siyasal iktidarlar tarafından çok sevilen bir isimdir Yılmaz Büyükerşen… Hatta, mavi hastane olarak bilinen sağlık ünitesinin açılışında Evren Paşa, Turgut Özal ve diğerleri asansöre tıka basa doluşmuş, iki katlı binanın asansörü çekmemiş, devlet büyükleri asansörün içinde mahsur kalmış, Evren’in koruma polisleri tarafından asansörün camı kırılmış hava almaları sağlanmıştırSonra asansörden sağ salim çıkmış, basına manşet olmuşlardır. Özal’ın, Yılmaz hocaya söylediği sözler de vardır… Neyse, üniversite olmasında en büyük emek YÖK başkanı İhsan Doğramacı’dır ve onunla çok yakın dostlukların ötesinde, iş ortaklıkları da vardır…

İhsan Doğramacı, Yılmaz Hoca’nın önünü sürekli açık tutmuş Anadolu Üniversitesi’nin gelişmesinde çok katkıları olmuş birisidir.
Onun için, bunları nereden bilecek Yılmaz Özdil? Kendisine sufle edilen bilgi ile yazdıklarıdır.

Mesela, Ali Osman Yıldız diye çok çalışkan bir Bulgaristan muhaciri, üniversitenin taşeronluğunu yapan müteahhit vardır ki; yapmadığı iş kalmamıştır hocanın döneminde… İşini en iyi yapanlardan biridir oHani bir büst de onun için dikilmeliydi.
Özdil anlatmış da anlatmış. Göremediği şu: Yılmaz Büyükerşen vizyonu olan bir politika üstü hizmet “lideridir” Onun rektörlüğünü engelleyen yasayı savunan ve onu harcayan da maalesef MHP’li Tuncay Toskaydır. Ama Tuncay Toskay’ı bugün hatırlayan bile yoktur.

Şansa bak; 1999 yılında yapılan yerel seçimlerden  önce Bülent Ecevit tarafından gönderilen elçi ile  kapısı çalınan ve kendisine büyükşehir belediye başkanlığı müjdesi verilen, bugüne kadar belki de rekoru kırılamayacak olan seçim galibiyetlerine ve şehrin değişimine öncülük etmiş vizyon kazandırmıştır.
Bunu en çok bilmesi gereken yeni yetme, bir şeyler bildiğini zanneden sürekli Büyükerşen’e sataşmada bulunan hayal dünyası gezintileri ile TV ekranlarından bir şeyler söyleyen, sanki ilk defa kendisi tarafından dillendirdiğini zanneden ama hiçbir şeyin farkında olmayan, yeni yetme sanayi oda başkanlarıdır.
Şu şehri doğru dürüst analiz be kardeşim. Bütün engellemelere rağmen nerelerden nereye geldi bu şehir.
Mesela, URAYSİM’in fikir babası kim? Kim projelendirdi değil mi? İlk defa kimler gündeme getirdi?

Şimdi gelelim 2.bölüme
Ahmet Yuşa’ yazan sadece Yılmaz Özdil de değil. Ondan tam 22 yıl önce ‘büstü dikilen odacı’ başlığı ile Ahmet Yuşa’ ilk defa köşesine alan Hürriyet gazetesinin temel taşlarından olan entelektüel ve edebiyatçı kimliği ile yazan Doğan Hızlan’dır.
Aradan 22 yıl geçmiş.

Yazının bir bölümünden alıntılayarak yazıyorum:
“Eskişehir Üniversitesi rektörü Engin Ataç, bir konferans için beni davet edince, herkesin övgüyle söz ettiği bir bilim/sanat kurumunu tanımanın heyecanına kapıldım. Kampüsten içeri girer girmez de, insan dokusundaki dostluk ve güveni sezdim.

Asıl beni bu kuruma bağlayan bir başka kadirbilirliktiEngin Ataç‘ın makam odasından çıkar çıkmaz bir büstle karşılaştım. Altında beyaz levhada Ahmet Yuşan adı yazıyordu. Çoğu zaman aklım, mantığım, duygularımın emrine girer. İşte bu büst, üniversiteyi dolaşırken gözümün önünden gitmedi. Belleğimin kartoteksinde durmadan onu aradım. Acaba ismini duymadığım bir bilim adamının büstü müydü? Gideremediğim merak duygusu beni tekrar o büstün önüne çekti. Altındaki biyografik bilgiyi okudum.
Ahmet Yuşan’ın, kuruluşundan beri orada çalışan, işini mükemmel yaparak, üniversitenin bugüne gelmesinde kendince bir emek ortaya koyan ‘odacı’ olduğunu öğrendim. Böyle bir üniversitenin yöneticilerinin, hocalarının, kompleksten uzak, çalışana verdikleri değerin bir göstergesiydi. Türkiye’de işini iyi yapana verdiğimiz önemin, saygının derecesini tartışmak gerekir. Yabancı ülkelerde çok iyi bir garson ödüller alır, mesleğinin doruğuna çıkar. Çünkü mükemmeliyetçilik onu doruğa çıkarmıştır. Ahmet Yuşan‘ın büstünün dikilmesinin ardındaki gerçek budur.”

Yazı böyle
Neden hatırlattım bu yazıyı bilmek isterseniz. Bazılarınız da anlamlandıramamış olabilirsiniz, bunda ne var da diyebilirsiniz!
Belki de ilk defa karşılaşıyor da olabilirsiniz. Hepsine eyvallahAma gözden kaçırmamanız gereken önemli bir ayrıntı var.
Hadi sizi daha fazla merak ettirmeyeyim. Doğan Hızlan şu soruyu sormamış: “Bu büstü yapan, buraya koyan kim?” Bu sorunun cevabını bu yazıda göremiyorsunuz.

Aslında Engin Ataç aynı zamanda Yılmaz Hoca’nın yardımcılarından biridir. Yılmaz Hoca’nın ayrılmasından sonra, Akar Öcal rektörlüğe gelmiş. Onun görevi bırakmasıyla yerine, Engin Ataç, Yılmaz Hoca’nın yaptığı kulis çalışmaları ile seçtirilmiştir. Bunu camiadan olan herkes biliyorAma nedense Yılmaz Büyükerşen’in Anadolu üniversitesine yaptığı devrimci değişimler ve gelişmeler her nedense göz ardı edilmek isteniyorAdeta hocanın yaptığı hizmetler göz ardı edilmek istercesine bir algı çalışması yürütülüyor. Gelen rektörlerin birkaçı hariç, Yılmaz Büyükerşen’in adı bile onları yakın zamana kadar nasıl rahatsız ettiklerini bilmekteyiz.

Acı olan şu: Engin Ataç, Ahmet Yuşa’nın büstünün Yılmaz Büyükerşen tarafından yaptırılıp rektörlük önüne konulduğunu keşke hatırlatsaydı Sayın Doğan Hızlan’a.
O zaman çok daha şık olurdu.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.