Site Rengi

DOLAR 16,1920
EURO 17,4658
ALTIN 965,28
BIST 2.438,84
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Eskişehir 31°C
Açık
Eskişehir
31°C
Açık
Pts 28°C
Sal 27°C
Çar 27°C
Per 27°C

Yaşar mı Yaşamaz mı?

27.01.2022
A+
A-

Kartal Yaşar: “Gel sana yemek söyleyeyim.”
Vardık. Ye babam, iç babam; aşağı yukarı bir iki saat geçti. Öyle bir muhabbet var ki, doyulmazdan da doyulmaz.

O ara içeri biri geldi. Bize baktı “Ne o?” dedi. “Yaşarlar toplantısı mı yapıyorsunuz?” 

Hayda, birbirimize baktık. Öyle ya; Kartal zaten rahmetli Kartal Yaşar’dı. Ben maliyeci Yaşar. Lokantacı (rahmetli) Yaşar amca derken rahmetli  Kumcu Yaşar’la Kurbağa Yaşar da arz-ı endam eylemişlerdi. Adam haklıydı “Merak etmeyin” dedi. “Benim adım da Yaşar.” Hadi ordan dememe kalmadı. “Oğlum senin adın Haydar değil mi?” Çıkardı cebinden attı kimliği masaya “Herkes öyle sanır, aha bakın işte Yaşar mı, yaşamaz mı?” Aynen öyleydi. Değildi tabii. Son gelen falan yoktu.Senaryo gereği öyle yazdım. 

KİM BU YAŞAR? 

Yaşar Arda’dan çok çektim çok… Neden mi? Sabahın saat dokuzunda bir telefon gelir. Açarım telefonu: “Biz falanca bankadan arıyoruz, size bir miktar havale gelmiş lütfen gelin alın!” Havale Almanya’dan. Kimim kimsem yok ki. Bir yanlışlık olacak deyip kapattım telefonu. Bir süre sonra aynı telefon bir daha, bir daha. Sonunda “Hamfendi iyi gırgır. Lütfen rahatsız etmeyin.”

Neyse aramadı. Aradan epey bir zaman geçti. Ev telefonu şak diye kapandı. Telefon aynı bankanın kartıyla ödeniyor. Gittim bankaya elimde bir makbuz. Yani 35 bin lira ödemişim. Bayan memur bana baktı, bir de elimdeki kağıda “Siz hangi mahallede oturuyorsunuz?” “Kurtuluş” dedim. İİyi ama” dedi, “siz parayı şu mahalledeki Yaşar Arda hesabına yatırmışınız.” “Nasıl yani?” dedim. 

“Nasılı falan yok beyefendi, burada iki adet Yaşar Arda görünüyor. Görüyorsunuz değil mi? Siz gidip o havaleyi alma kurnazlığı göstermezken, Yaşar Arda tut sen Yaşar Arda’nın (öteki) hesabına yatır. Önceden gitseymişim o havaleyi ödeyeceklermiş bana. 

Epeyde paraydı yani.Bizim telefon parasının en az yüz katı! 

 

Dedim ki, parayı nasıl alabilirim? 

“Yaşar Arda’yı bulacaksın” dedi. 

Yaşar Arda Yaşar Arda’yı arıyor. 

Kim bu Yaşar Arda? 

Yaşar Arda, Yaşar Arda’yı merak ediyor. 

 

KİRLENMEK GÜZELDİR (!) 

İlk memuriyete başladığım gün. 

Daha yarım saat geçmesi. Müdür çağırıyor dediler. Vardık.Sert görünümlü iri yarı biri. 

“Doğru depoya” dedi. “Depo düzenlenecek!” 

Akşama kadar imanımız gevredi. Toz toprak içinde, sil süpür, dosyala, klasörle. Sizlere ömür. 

Bizim  yeni laci takım sizlere ömür. 

Neyse akşam oldu. Anaaa, o da ne bizim müdür ne çalışkan adammış yahu.? Onca işin içinde birde temizlik yapıyor! 

Anladınız siz onu. Bizim odacıymış o. 

Daha sonra onun amiri oldum. “Acil odalarıtemizle” diyemedim utancımdan. 

Hep o ilk  gün gözümün  önünden gitmedi.

ÖLMEYEN ÖLMÜYOR 

Yine ilçedeyiz. Üç arkadaşız. Acayip uzun ince yol .Yol boyu gidiyoruz. Hava zifir gibi. Birbirimizi görebilmek, ancak çakmağı yakınca mümkün… On beş dakika yürüdükten sonra,”Yav, Nusret Abi” dememe bir yanıt alamayınca, ana bir kibrit çaktık ki, ne görmeyelim? Göremediğimiz Nusret’ti. Herhalde eve yollandı dedik. Ama bekçi Nazif “yol kıyısında inşaat var, yoksa tuvalet çukuruna düşmesin sakın” deyince aldı mı bizi bir telaş. O el feneriyle önde, biz arkada gerisin geriye düştük yola. Bu ara bekçi Nazif aklı sıra gazveriyor:”Yav arkadaş o çukura sönmemiş kireç atmışlardı.” İyicebozuluyordu moralimiz. Eyvah diyoruz, gittiii, gittiii. On on beş dakika sonra varrnıştık. Bekçi Nazif el fenerini tutunca çukura, hepimiz afallamıştık. Evet belki inanamayacaksınız ama, bizim Nusret havada asılı duruyordu. Nasıl İsa göğe çıktıysa, o da öylece inmişti sanki. Evet çukura düşmemişti, iyi de onu havada tutan gizli güç neydi? Gizli mizli güç filan yoktu. Bizimki çukura düşerken ctam çukurun yanından geçen iki kalın su borusuna takılmıştı. Öyle bir dengelenmişti ki, düşmemişti. Bereket versin yüzü toprağa dönüktü ve kireçtenyüzü bembeyaz olmamıştı. Yüzü bembeyaz olan bizlerdik. Tabii ki şaşkınlıktan…

SOSYAL MI SOYSAL MI? 

Dükkandan içeri daldım. “Merhaba bu dükkanın adı ne?” Adamcağız bana şöyle yan bakaraktan, “görmüyor musun,se-o-ye-se-a ve le , yani soysal” dedi. Adam o kadar emindi ki. “Olurmu?” dedim ” Yanlış”. 

Kolumdan tutarak sanki kanıtlamak istercesine bana camdakiyazıyı gösterdi. Adam haklıydı, evet camda SOYSAL yazıyordu ya en yukarıdaki koskoca tabeleda ne yazıyordu pekala? Evet, orada yazan SOSYAL’dı. 

Bana baktı “senin hiç işin gücün yok mu?” demezmi.Der ve dedi tabii. 

Eeee benim işim görülemeyenleri ve yanlışlıkları göstermekti sadece. İnanır mısınız bilmem kaç yıldır öyleymiş. Belki bir çok insan görmüştü. Belki de sadece seslendiren benim. 

NASIL “HÜSAMETTİN YAZACAN” OLDUM! 

Sakarya da mizah sayfası düzenlediğimiz yıllar.1984 yılı falan. Sayfanın yöneticisi durumundayım, herkes benim adımı  biliyor. 

Yazı ve karikatürleri hazırladık. Sayfayı dizdik ve verdik.Biraz sonra yukarıdan bir kızcağız gayet kibarca “Bunların hepsine ne isim yazacağız?” demez mi….. 

Eee, YAŞAR ARDA yani. Ben şaka olsun diye “HüsamettinYazacan” dedim. Ertesi gün gazetede yazının altında kocaman “Yazan:Hüsamettin Yazacan” diye çıktı. 

Ve öyle hoşuma gitti ki; Zaten takma isme ihtiyacım vardı.Sağolsun kibar bayan, Yaşar abini tanıyamadın ama, olsun üstüne üstlük bir de ona takma isim verdin. 

Çok sağol… 

O adı epey kullandım..

İMZA DA İMZA HA! 

Bir iş için bankadayız. Görevli memur, biraz havalarda bir tip. 

Bizi tanıdığı halde, ” Nereden geliyorsunuz? Ne işiniz var? Kimliğinizi göreyim” diyor. Kimliği görüyor, bu kez yazılı belge istiyor. 

Önce şaka sandım. baktım ciddi. doğru memurun yanına;odasına… 

Müdür kibar adam. 

Oturduk çay sözledi durumu anlattık. “Tamam”dedi, düğmeye bastı. 

Gelen havalı tip… Bize şöyle bir ters baktı.” Yani beni çiğneyip müdüre çıkarsın ha” demek ister gibi. Müdür bey, “Şunu şunu yap gel” dedi. 

İki dakika sonra geldi. Kıllık yapacak ya… 

İsimlerimizi yazmış altına da……….”memurları” ibaresini koymuş. Yani unvanımızı yazmamış. Ama kendi ünvanı var. Şef amir vs. vs. 

Kağıdı bıraktı gitti. 

Müdür beye yasal olarak kendisinin imzalaması gerektiğini söyledim. Elbette unvanları da… Yine çağırdı bizim burrnu havadakini. Anlattı durumu müdür bey. Biz artık tamamdır deyip, müdürün odasından ayrıldık. Kağıtları bankonun üstüne bir attı ki, sanki kafamıza vuruyor. Arkadaşa göz kırptım, dur hele! 

Neyse dik durumdaki A4 kağıdını, yana çevirdim ve öyle bir imza attım ki, imza a4 kağıdı boyunda falandı! 

KAHVEDEN NASIL KOVULDUK?

Birçok yazar çizer arkadaş konaklamak için bir kahve arıyoruz. Galiba 1985-86 filan. 

Anımsayanınız olacaktır. Astsubay ordu evinin bitişiğinde Sönmez çay evi vardı. Fevzi abinin. 

8-10 arkadaş daldık içeri. 3-4 ufak masa var. Fevzi abi geldi “Ne içiyorsunuz?” 

Hepimiz çay değil, kimimiz oralet, kimimiz tarçın, kimimizportakal, kimimiz vişne, kimimiz kivi,muz. Her neyse en az on çeşit içecek ısmarlayıncaFevzi abi (kulakları çınlasın): “Çıkın gidin çabuk, çabuk gidin yoksa…” dedi. 

Ama biz espri yaptığımızı söyledik ve mecburen hepimiz çay içtik. 

Yoksa Fevzi abinin dediği gibi on değişik kavanozdan on değişik içecek. Kim fıttırmaz?Adam haklı canım. 

VAAY MÜDÜRÜM! 

Bir arkadaşım anlattı. Grand tuvalet giyinir. Siyah takım elbise, siyah gözlük, bond çanta da, siyah ayakkabılarda öyle. 

Bir bankaya gidiyor. Bir yere para gönderecek.”Katiyen olmaz” diyorlar. “Gönderemezsin.” 

Israr ediyor. Yine olmaz diyorlar. Bin kere”hayır” yanıtı yani. Banka görevlisi “Beyefendi böyle şey görmedim, kırk yıllık şefim olmaz dedik işte!” diye de çıkışıyor. 

O ara, bankadaki müşterilerden biri ona doğru yöneliyor.”Vay müdürüm sen misin? Maşallah hiç değişmemişsin, hala filan filan yerde misin? diye de konuşurken ona kaş göz ediyor. 

Veee “Hala Ankara’dasın demek, eee sizler bürokrat adamlarsınız tabii müdürüm” falan da diyor. 

Bizim ki şaşırıyor. Müdür falan değil, resmen yalan. Yooo,yanılıyorsun demeye kalmıyor. O kırk yıllık şef, bu kez bizimkinin olmayan işini olduruyor. 

Hatta giderken, ona bir tayin işinin olduğunu ve yardımcı olursa sevineceğini söyleyip bir de not yazıyor. Çay kahve içelim diyor. Ama sırası mı? Sırası hemen sıvışıp gitmek. 

Öbürkünün de işi halloluyor. 

Dışarıda “Yav sen kimsin? Ben müdür falan değilim”deyince… “Biliyorum” diyor öteki, “Seni böyle Grand tuvalet görünce bir numara çektik işte,bak ikimizin de işi halloldu.”Kafaya takma demez mi? 

Vay uyanık. Ama yöntem güzel yani…

NE BAKIYON? 

Gene çok karanlıktı. “Yaşar ab bir ufak al da, şurda içiverelim” deyince kıramadım arkadaşı. Pazarcı tezgahının üstüne kurduk çeteleyi. İki de bardak, laflıyorum. 

Yanlız öylesine karanlıktı, göz gözü görmüyor. Düşünün  içerken elimizi çakmak çakarak görüyorduk. 

Derken az sonra bir ses: “Ne o , biz adam değilmiyiz? 

Gelen bir abimizdi. Buyur ettik mecburen. Uyanık cebinde bardağıyla gelmiş. 

10-15 dakika geçmedi. “TAK!” diye bir ses,ardından “Ah anam!” diye bizim arkadaşın sesi. 

“Neler oluyor beyler? dememle birlikte, bir baktım(tabii ki çakmağı çakıp, çünkü ancak öyle görebilirdim) Bizim sonradan gelen abimiz, ayakta zor duraraktan bana “İki saattir ters ters bakıyordu”demesin mi? Hala şaşarım. Biz birbirimizi göremezken o, o arkadaşının gözünü veters ters bakışını nasıl gördü? 

HİŞŞT HEMŞERİM 

Ankara. Yıllar öncesi, 30 yıl oldu. Gençlik parkında birazcık yedim içtim. Saat olmuş gecenin biri. Yolu kaybettim. Oteli bulamıyorum. Çevrede kimse de yok. Kapkaranlık ya da ben o kafayla böyle vgörüyorum. 

O da ne? Biri gidiyor önden. Bağırıyorum, Hoop hemşerim dur mur. Duran muran yok. Uğraş didin, on dakka sonra durdu. 

Öyle yoruldum ki arkasından koşarken, dur dedim, biraz dinleneyim de.Şu otele nerden gidilir? 

Anaaa, adam “Arabiyya, Arabiyya” demez mi? 

Şansa bak gece karanlıkta, karşıma çıkan da kara, yani arap! 

Oldu inanın. 


KARTPOSTAL
Baktım bir kartpostal A4 kağıdı boyunda. en ortasında büyüteçle okuncak bir yazı. Yabancı dilde yazılmış, İngilizce canım.

Aldım tanıdık birine götürdüm. “Yaşar abi hiç tercüme etmeyeyim moralin bozulabilir” dedi. Olsun n’apalım deyince de çevirdi. Türkçe’ye ne yazıyordu pekala. 

“Madem o kadar meraklısın, niye ikinci bir lisan öğrenmiyorsun da, tercüme bürosuna gidiyorsun?” 

 

AKILLI ERKEKLER DE… 

Mekan Uğur Metin’in kahvesi- Muhabbet, akıl makıl tam gazgidiyor. 

O ara televizyonda ” Akıllı erkekler de falım taşır yanında” demez mi? 

Hemen Mehmet’e döndüm: 

“Madem akıllı erkeksin, falım var mı yanında?” 

Ne oldu biliyor musunuz? 

Mehmet elini cebine attı, iki avuç sakızı bırakıverdi masaya. 

Evet ne gariptir ki hepsi de falımdı. 

Sonrada öğrendim. Meğerse ertesi günkü çapacı kadınlara almışmış! 

ŞEREFSİZ 

Önceden de yazdım. Bu Uğur Ekrem’in kahvehanesinde bir şey var. Yani güzel şeyler oluyor espri anlamında. 

Esprinin kendiliğinden gelişmesi en sevdiğim şeylerdendir. 

Yine kahvenin kapısından girdim. Kahve tıklım tıklım dolu. 

Aynen o arkadaşı gördüm. Ama arkası dönük. “Ulan  şerefsiz diye bağırdım. 

Kalktı, bana baktı ve “Ayyy” yaparaktan utangaçbir tavırla yerine oturdu yine . Ne olduğunu biliyordu şüphesiz. 

Ben “oğlum ne olduğunu sen de biliyorsun”diyorum. 

O ise “valla sesini duydum ondan kafamı çevirdim” diyor. 

Sizce ki haklı? 

Gerçeği söylemek gerekirse şerefli bir insandır.Olaysadece kendiliğinden gelişmişti… o kadar! 

MUHABBETE DOYU OLMUYOR!

İlçede çalışırken, çok sevdiğim bir müdürüm, ziyaretime gelmişti. Saat 10.00 gibiydi. Sohbet öylesine koyulaştı ki, bir dalmışız bir dalmışız, millet öğle yemeğine gitmiş ve geri gelmişlerdi. bile. 

Kulağı çınlasın, bana döndü ve “Yaşar, muhabbetine doyumolmuyo, ama yine de biz köfteciye gidelim” demez mi?.. Dedi tabi. 

N’olmuş gittik yedik. 

Haklıydı, muhabbete doyum olmadığı için, insan doymuyordu arkadaş. 

AL BU MENDİL, SENDE

SENDE KALSIN.. 

Yine bir kurumun denetimi var. Müfettiş çağırıyor onu. “Ne bu makbuzlar böyle?” 

Korkuyor bizimki. Ama bildiği kadarıyla hesaplar tamam. 

Eksiği gediği yok. 

“Oğlum, hesaplarında bir hata yok, ama Allah aşkına bak bu makbuzlara.” Bakıyor, doğru, bir yanlış işlemi yok. Ama kızarıyor birazcık.Niye mi? 

Çünkü, her biri 50şer sayfalık olan makbuzlardan tam 3cildi, diyelim ki 300 TL. rakamla yazılmış. Ama yazıyla kısmında ne var biliyormusunuz? 

“Al bu mendil sende, sende kalsın!” 

Evet her bir makbuz böyle. Sonradan anlatıyor birisimüfettişe “bu aşıktı, kızın biri de ona bir kızımız mendil atmış”, adam aşık makbuz kesiyor ama kafa başka yerde. Kafa kızda abi ve de mendilde tabii. 

FARKETMEZ! 

Mesut’la gidiyoruz. Biri aramızdan bağırıyor. 

– Mesut abi, Mesut abi. 

“Abi, helal et, sizin tarladan bir çuval mısır aldık.” 

Mesut gayet rahat 

-“Sorun değil” dedi. “Biz onu sığırlar için ekmiştikzaten” 

evet ama, bir yerde haklıydı. Onların ki yani mısırlar silaj- hayvan mısırı, yan tarafta normal mısır tarlası var. Ordan alsaydı ya!

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.